İnsanlığın bu dünya seyahatinde sıkça sorduğu sorular vardır. Bunlardan bir tanesi de “nereye gidiyoruz” sorusudur. Belki merak edildiği için, veya yaratılışımızda ki sonsuzluk isteğinin bu dünyada tatmin edilemediği için veya belirsizliklerin ortadan kalkması için veyahut başka bir nedenle sorulur bu soru. Bugün ise ben bu soruyu Türkiye’nin ekonomi gemisinin nereye gittiğini anlamak için soruyorum. Ülkemizin ekonomisi nereye gidiyor…

Ekonomistler gelecekteki finansal yapının nasıl olacağına dair onlarca, yüzlerce teorem ortaya koyarlar. İçlerinden herhangi birinin söylediğine benzer bir durum ortaya çıkarsa, tahmini doğru çıkanı hemen kahin ilan edilir. Ekonominin teorisinden anlayan insanlar genelde hep edilgen kalmayı tercih ederler. Çözüm sunmaktan daha ziyade var olan durumu değerlendirip gelecekte olası ihtimalleri sıralamakla yetinirler. Sözün özü kendilerince “nereye gidiyoruz”u açıklarlar.

Reel piyasanın oyuncuları da gelecek adına kendilerince bir plan yaparlar. Risk – Getiri hesaplamaları yaparak maksimum fayda sağlayacak faaliyet alanlarına yönelirler. Esasında firmalarda bir nevi kumar oynarlar. Daha doğrusu risk – kazanç ruleti oynarlar. Elbette bazıları kazanır ve bazıları da kaybeder. Bu kazanım ve kaybedimlerde birbirleri ile olan rekabetin yırtıcılığıda oldukça etkilidir. Her yeni gün kendi kendilerine sorarlar biz “nereye gidiyoruz” diye.

İşçiler, memurlar, öğrenciler… gibi toplumun çoğunluğunu oluşturan bizlerde merak ederiz ülkenin ekonomik yapısını. Esasında beklentileri en düşük olan bizlerizdir. Başımızı sokacak bir yerimiz olsun, karnımızı doyuracak kadar aşımız olsun, Allah sağlık versin birde çocuklarımız okusun yeter. Bu kadar isteği bile bazen çok görürler bize. Ekonomi iyi olacak ki aldığımız maaş çok görünmeyecek ve biz de evimize “ekmek” götüreceğiz. O nedenle bizde merak ederiz “nereye gidiyoruz”u.

Sahi biz “nereye gidiyoruz”.

Üzgünüm ki şu an ki görünüm iyiye gitmediğimizi gösteriyor. Nedenleri çok… En önce hukuki açıdan güvenilir bir ülke olarak kabul görmüyoruz. Ekonomi yönetiminde bulunan bürokratlar hem çok tecrübesiz hem de bir çok anlamda yetersiz kalıyorlar. Siyasilerin ekonomiye bakışı çoğunlukla populist ve teknokratlarla iletişimleri sorunlu. Yöneticilerin istekleri günlük çözümlerden ibaret dolayısıyla kalıcı çözümler üretilemiyor. Ekonomik durumun göstergeleri sadece dolar – faiz rakamlarına endeksleniyor. Üreten kazanamazken üretmeyen, sadece faiz geliri elde eden en çok kazancı sağlıyor. Tüketim çok sevilirken, bir çok nedenden ötürü üretimden kaçılıyor. Hangi limana gideceği belli olmayan her esen rüzgara yelken açan gemi durumundayız. O nedenle şu aralar en çok nereye gidiyoruz sorusunu biz soruyoruz.

Nereye gideceğimizi biz belirleyemez miyiz? Zor ama bu mümkün. Bunu yapmak için ekonomist olmaya da gerek yok. Sadece topyekun bir mücadele gerek. Bu mücadeleyi sadece bir cenahın, bir partinin veya bir grubun yapması ile olmaz. Herkes toplanacak ve “Hz Yunus (a.s.)” peygamberinin kavmi gibi yaptığımız yanlışın farkına varıp, hatalarımızdan döneceğiz. Kardeşlik duygusunu anlayacak paylaşımcı olacağız ve birbirimize saygı göstereceğiz. Çalışacağız ama hep birlikte ve bir plan içinde. Eğitime ve eğitilmeye açık olacağız. Hukukumuz ve cezalarımız hem adaletli olacak hem de herkese uygulanacak…

Bunlar ne benim için ne de herkes için kolay değil ama yapmalıyız, hatta yapmak zorundayız…


0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir